Her kademedeki sanayici; sorumlulukta birinci!..

Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik gelişme süreci de, büyük seviyede “sanayileşme çabaları” mızda ifadesini bulmuştur. Osmanlı’ dan devralınan mütevazi envanterin üstüne iddialı ve heyecanlı projeler ile büyük kazanımlar inşa edilmiş; mühim başarılara imza atılmıştır. Ülkeye yeni tesisler kazandırma-temel atma coşku ve heyecanı günümüze kadar devam eden özellikli bir haslet olmuştur. Bu süreçte, başlangıçta hakim olan “ İthal İkameci-Yerli Üretimci ” anlayışların, bugünkü yapının şekillenmesinde en ağırlıklı görevi oynadığını ve organik olarak, “ teşvik ve kollama mekanizmaları” nı sisteme yerleştirdiğine ek olarak işaret etmeliyiz.
Ülke sanayimizin gelişimini takip ve analizde, sektörün en büyüklerini bünyesinde toplayan İstanbul Endüstri Odası (İSO) emekleri ön plana çıkmaktadır. İlk kez 1968 senesinde, bilimsel niteliği olan arşivimin nadide parçaları içinde olan, İSO Dergisi-100 Büyük Kurum istatistikleri ile başlatılan süreçte; 1981’de araştırma kapsamı beşyüz kuruluşa erişmiş ve İSO 500 geleneği olgunlaşma aşamasına geçmiştir. Nihayet, 1998 yılından itibaren ilk beşyüz kuruluşu izleyen ikinci beşyüz kurum emek harcaması devreye alınarak, Türkiye’nin bin büyük endüstri kuruluşuna ilişkin veriler kamuoyu ile paylaşılmaya başlanmıştır.
İkinci Beşyüz Büyük Endüstri Kuruluşu kapsamındaki firmalar, genel-geçer bir ifadeyle, KOBİ(Minik-Orta Boy İşletme) klasmanında yoğunlaşmaktadır. Hemen hemen gösterilen 2021 senesine ilişkin veriler, evvelde elimizde bulunan ilk beşyüze ilişkin veriler ile harmanlanınca, genel fotoğraf/gidişat mevzusunda daha gerçekçi ve sağlam kestirimlere ulaşmak mümkün olmaktadır.
İSO İkinci 500’ ün, GSYH(Gayrisafi Yurtiçi Hasıla) içindeki oranı; % 8,32 ile son yılların en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Üretici fiyatlarıyla hesaplandığında, sanayici KOBİ’lerimizin; endüstri devlerinin yarattığı toplamın bir tek beşte birine ulaşan oranda bir katma kıymet ürettiği görülmektedir. Bunların %90’ı, geçtiğimiz yılı kar ederek kapatma becerisini göstermiş, etken karlılıkları; son yirmibeş senenin en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Ek olarak, ilk beşyüz verilerine paralel olarak, net katma değerin içinde ücretlerin oranı azalırken; faizlerin oranı artmıştır. Enflasyonist ortamda, “borçlanma avantajından uzak durmayan” kuruluşlar kervanına sanayici KOBİ’lerin de katılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Pandemi sürecinin getirmiş olduğu şart ve tedarikçi fırsatların, sanayide istihdam edilmiş her kademedeki işgörenin, pandemi riski ve alımgücü devamlı eriyen ücretlerine karşın “yüksek fedakarlık ile imalatı aksatmadan sürdürme feraseti “ yardımıyla elde edilmiş olduğu; işlerin kazançlı olduğu açıkça görülüyor.
Türkiye, dünya imalat sanayisinde yaratılan kümüle katma değerin bir tek % 1,03’ ünü üretiyor ki; Çin bakımından bu oran % 29 düzeyindedir. İlaveten, ülkemizin, küresel yüksek teknoloji ihracatındaki payının %0.02’nin altında kaldığını da not etmeliyiz. Üyesi bulunduğumuz OECD devletlerinde bu oran %20 civarında seyretmektedir. Keza, tehlikeli sonuç önemdeki bilgi-iletişim teknolojilerinin, toplam ihracat rakamlarımız içindeki oranı, sadece %1’e ulaşabilmektedir. Bu oran, örneğin Vietnam için %39; Malezya için %35 ve Romanya bakımından %3.5 seviyelerini işaret etmektedir.
İmalat sanayimizin GSYH içindeki oranı %20 olarak hesaplanırken, aynı oran, örneğin, İrlanda için %35 düzeyindedir. Gelişmiş ülkeler bir yana, Özbekistan, Malezya, Tayland şeklinde ülkelerde de bizdekinden yüksek oranlar gerçekleşmiştir. Üstelik, TÜİK verilerine nazaran, gerçekleştirdiğimiz imalat endüstri kaynaklı katma değerin bir tek %6.3’ ü Yüksek Teknoloji Yoğunluklu sektörlerce ortaya konmakta; %35‘ lik oran ise Düşük Teknoloji Yoğunluklu sektörlerden meydana gelmektedir. İmalat sanayimizin toplam üretimi içinde Yüksek Teknoloji ürünlerinin %3.7; Düşük Teknoloji ürünlerinin ise %38 orana haiz olduğu hatırlanırsa, katma değer-rekabet kulvarında geliştirilmeye muhtaç rakamlarımıza şaşırmamak gerekir!
İkinci 500 Büyük Endüstri verileri, ilk beşyüze oranla, daha gelişime muhtaç bir tabloya işaret etmektedir. Sanayici KOBİ’lerimizin yarattıkları katma kıymet içinde yüksek teknoloji’ nin oranı bir tek %3.5 (İSO 500’de %6.1), düşük teknoloji’ nin oranı ise %48 (İSO 500’de %33) oranındadır. Yüksek Teknoloji alanında etkinlik gösteren kuruluşların sayısı ise yalnızca oniki adettir. Tıpkı ilk beşyüzde olduğu suretiyle, firmaların bir tek yarısının etken AR-GE (Araştırma-Geliştirme) sürdürmekte olduğu tespit edilmektedir.
Bu genel nitelikli değerlendirmeler bile bizlere; “sürdürülebilir ve kalkınma ile hemhal edilmiş; yaşam kalitesi ile özdeşleştirilmiş bir gelişme” yolunda, endüstri kulvarı için daha fazlasına; rekabetçi dayanak ve avantajlara duyulan ihtiyacı hatırlatmaktadır. Yüksek Katma Kıymet Üretiminde kayda kıymet bir artış sağlanması yolunda en büyük rol ve mesuliyet, ölçek ve sektöre bağlı olmaksızın, sanayimizin omuzlarındadır.

Son Dakika Haberler